onur's profileLüzumsuz Yazılar Space'iPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Lüzumsuz Yazılar Space'iOnur'un Yeri..Space'imiz Klimalıdır. "miras değil html" "rahmetli de x'e basıp çıktı" "tek rakibim google.(eöööhoeo)" |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Len sevgili arkadaşlarım,pek muhterem akrabalarım,sevgili yurttaşlar.. Buraya bir ziyaretçi defteri koyduk,ne düşünüyorsanız yazın.içinizden geldiği gibi yahu,kötü de olsa yazın,beğenmezsem silerim ben zaten.hehe.. küçük not: profil'in altına radyo eklenmiş durumda.k-rock çalıyor,isteyen ordan açıp kapayabilir..
July 10 Trafik Canavarıyla "Barış" Öncelikle bana bir hoşgeldin,sizede bir hoşbulduk.
1 haftalık bir tatille dinlenmiş olarak tekrar monitörümün radyasyonuyla buluştum.Geçen yazımda belirttiğim üzere yeni bloglar eklemeye devam ediyorum.Aslında bu yazımda sahil kenarındaki absürdlükleri, insan psikolojisi ve suyla şaka olmaz atasözü(anasözü bi yerde,en çok annem diyor çünkü.)hakkında görüşlerimi söylemeyi planlamıştım,genel olarakda eğlenceli bir yazı planlıyordum(ya az önceki parantez içindeki espriyi unutun tamam mı,çok kötüydü o :\ )fakat olmadı.
Tatilin en tatlı,en bi yatakta yatış-sıcaktan mayışış kısmında televizyondan Barış Akarsu'nun trafik kazası haberini aldım.Açık söyleyeyim, kendisiyle pek bi alakam yok.Ne şarkılarını dinlerdim ne dizisini izlerdim.Uzaktan tanışmaydı bizimkisi.Gazetede zaman zaman fotoğrafını görür,zap yaparken tvde saçlarının ahenkle dansına şahit olurdum bazı bazı, hepsi bu.Ama benim için ilk başta sıradan gelen bu haber beni nedense sonraları çok etkiledi.
Duygusal biri değilimdir pek.Tanıyanlarda bilir hani.Titanic filminin batış sahnesi benim için hep bi komedidir mesela,düdüklü herif taklalar atıp düşerken, attığı taklalara puan veririm ekran başında.Ama haberi almam ve komada olduğunu öğrenmem sanki çok yakın birinin haberini almışım gibi etkiledi beni.Genç olduğu içindir belki,bilemiyorum.İlk düşündüğüm şey keşke iyileşse oldu.Sonra dank etti,beyin hasarı vardı,olacaktı kesinlikle.Yani kurtulsa bile büyük ihtimalle bi takım eksiklikler olucaktı.Şarkı söyleyemiyecek,yürüyemeyecek,belki hafızasını yitirip belki de tepkisiz bir engelli olarak sürdürecekti yaşamını.İtiraf edeyim,bütün bunları düşünürken bir yanım ölsünde kurtulsun bile dedi.
"Ama" dedi sonra içimden bir ses, " ama eeey salak onur,(evet, benim iç sesim böyle hitabet sanatını bilir)sen onu şarkıları için mi sevdin ki?Dinlemedin bile onu hiç.Yürürken gördün mü?Canlı canlı.Ya da hangi hafızi bilgisi senin için önemliydi ki?"Hak verdim iç sesime tabi.Bir anda dayan be oğlum dedim,dayan.O gece nasıl zor geçti anlatamam.Gece sanıyorum 5 buçuk 6 ya kadar televizyonda bulabildiğim haberleri izledim.Sırf bir gelişme var mı diye.
Sonraki günler,üzüntümü daha da artıracak bir şey oldu.Onu tanımaya başladım.Her kanal,onla ilgili görüntüleri veriyordu.Konserleri,şarkıları,röportajları...Yaptığım en büyük salaklık buydu belki de.Ölmek üzere olan birini tanımaya başladım.Acımı artırdım sürekli.Mazoşist duygular böyledir işte,sürekli acı çekmek istersin,çünkü acı ve merak birbiriyle bağlantılı.Merak edip izledikçe gelişmeleri,acımda artıyordu.
Son gün,salak bir muhabir bağlandı, show tv ye sanırım.Konuşmaktan aciz."Popo"razzi muhabirlerinden biri, belli.Selülit ve frikik haberlerinde şaha kalkan bu herif,gerçek hayatla ilgili bir haberi sunmaktan acizdi.Neyse...O ayrı konu.Öldüğünü bildirdi sonra.İnanamadım,olamazdı.Ama oldu.Öldü.Size daha fazla neler hissettiğimi anlatarak canınızı sıkmayayım.Uzun oldu bu yazı çünkü farkındayım.Ama annemden bahsetmeden geçemiycem.
Annem,tipik bir anne işte.Anadolu annesi.Uzun saçlı ve küpeli insanları görünce,cıkcıkcık satenizzt bunlar diyen,kurukafa resimli tişörtlerden hazzetmeyen klasik model bir anne.Ama nasıl şaşırttı beni size anlatamam.Hani anlattım ya size duygularımı,işte o anların hepsinde belki benden fazla hislenen annem oldu.Gözleri doldu,bir köşede.Hem bakamıyordu televizyona,hem de değiştirtmiyordu kanalı.Dua etti,Kur'an okudu.Ama o da yetmedi.Öldü..
Barış Akarsu hissetmemiştir sanırım.Ölümü zaten çoktan gerçekleşmişti,robot hayat yaşıyordu bir nevi.Ama biz en derinden hissettik.Herkes.Tanıyan tanımayan,seven,sevmeyen çok dua etti onun için.Ateist bir arkadaşım vardı,o bile subhanekeyi okudu onun için karşımda..Ama sanırım şimdi zaten yok olan inancı hepten tükenmiştir.Ama asıl inanca ihtiyacı olan,Allah korkusu duymalarını dilediğim ve lanet ettiğim oradan o trafik ışıklarını, "efendim,kazalar onlarla alakalı deil,kaldıralım,az kaza olacak" diyip kaldıran nabeyinler.Artık yeter..Trafik canavarıyla "barış" yapmanın vakti geldi.Daha fazla can almasını önlemenin vakti,geldi.
Yazımı bitirmenin vakti de geldi yavaş yavaş,sıktım gene sizi ama; ulan canlarım,arkadaşlarım,akrabalarım,dostlarım.Çok etkiledi dedim ya hani,ölümü etkilemedi beni biliyor musunuz?Yaşamı etkiledi.Adam gibi yaşamıştı o.Yardım etmişti herkese.Kazandığı parayla kendine bir kulübe yaptırmıştı, yalı değil.Kendisine hareket çeken bir densize "eyvallah" diyip gülümsemişti o.Adam olmuştu o.İnsan olmuştu.İnsandı tabi,ve her insan ölür..
Demem o ki,kıyısından köşesinden kavgalı olduğunuz,sevmediğiniz kim varsa barışmaya bakın.Bakın hayat ne kadar kısa,bakın nasıl alıyor en beklenmedik zamanda en iyileri.5 dakka sonra dünyanın sonu gelecek olsa kimse gerzek Amerikan filmlerindeki gibi kahramanlık yapmaya kalkmaz emin olun.Kapar telefonu,kim var kim yoksa arar,herkese onu sevdiğini söyler.Tanrı'ya onu sevdigini söyler,dua eder.
Sevgi en çabuk bulunan şey.Ama karşı taraftan asla beklememek lazım.Kendi içimizde ve yüreğimizde sevgiyi bulup kullanmaya başladığımız zaman,her şey çok güzel olur zaten.Pek bir salak yazı oldu farkındayım.Çok da uzun oldu evet ve çok var internette bu yazılardan gülüp geçtiğiniz,birbirinizi sevin diyen.Ama bu öyle bişey değil.Ben alın bu yazıyı 50 kişiye yollayın demiyorum,sevin insanları,yardım edin,kırmayın kimseyi diyorum.Hepsi bu.
Sezen Cumhur Önal Tadında Yazı burda biter...
eyvallah
[ bu arada artık haftaya dünya ters dönse neşeli bişeyler yazıcam...yeter ulan.tabi ölmez sağ kalırsak :\ ]
June 27 Lise ÜzerineÖncelikle kimsenin bunu okumak zorunda olmadığını belirteyim.. Eveeet....vay vay da vay vay...Epeyce bir süre sonra (yaklaşık iki yıl,oha) tekrar space imi güncellemeye karar verdim.Ve güncelledim de.Yeni fotolar ekledik tabi.Bu fotolardan sonra bir çoğunuz dalga geçecek. “vaay abi,bu kız kim?msn i var mı,yap kankana bi iyilik diyen msn diyalogları da olacak, “heheee,lan salak,pozlara bak,tipine k.yim” diyen y.vs.k insan modelleri de olacak. Olsun efenim,olsun.Hayatın renklerisiniz siz.Geçin dalganızı.Neyse...Güncelleme mevzusunu bir kenara bırakalım şimdi.Diğer yazılarımın aksine biraz ciddi olacak bu sefer ki.Hafiften başlayalım bakalım.. Bazısı iyi bazısı kötü hepimiz karneleri aldık ve resmi olarak bir üst sınıfa –ki bu benim için lise 3 tür- atladık.Gerçi Koray’dan şüphem var.O hala lise 2’ye devam edebilir tabi.Belki de okulu bırakıp tornacı dükkanı açar..Taam len şaka şaka..hehe...Cıvımayalım,ciddi olucağız dedik..Ehem ehem..Ne diyorduk?Lise 3 diyorduk.Evet.Bir sene daha büyüdük.Lise hayatımızın sona ereceği yıl oluyor Lise 3 bilmem farkında mısınız?Buradan da,beni hala yeni 4 senelik sisteme gidiyor bilen akrabalarıma ve ortaokul arkadaşlarıma selam ederim... Heyhat..Hazırlıkla beraber 3 senede edindiğim izlenim;lise ne hayat bilgisi dizisindeki gibi gırgır şamata,ne lise defterindeki gibi romantik ne de bize anlatıldığı gibi korkunç bir şeydi.Liseyi okuduk,ve bitiyor işte..Benim için ortaokuldan tek farkı değişen yer ve değişen yüzler.Arif,Yiğit Devrim,Kemal,Tanju,Muratcan,Seren,Eda,Tuğçe,Kübra ve diğerleri..Hepsi gittiler ve yerlerine Murat,Mansur,Koray,Apo,Işıl,İrem,Onurcem geldi.. Ortaokulda ve lisede yaşadıklarımız farklıydı kuşkusuz.Birinde yeni yeni hayatı kavramaya başlayan ve liselilere özenen çocuklardık;diğerinde ise artık traş olmaya başlamış erkekler,epilasyona başlamış kızlarız. :) Bu yüzden,büyümüş olmamız lise anılarımızı daha belirgin tutmamızı sağlayacak,her yeni anımız için eski anılarımızdan birinin bir detayı silinecek,bunun farkındayım.Bu detay belki,okulun kırık sıraları,belki sınıfın kitaplığı olacak,ya da kışın aniden bastıran karla okulda mahsur kalmamız.Ama en acısı,belirginleştirdiğimiz her yeni yüz bir eski arkadaşımızın yüzünü soluklaştıracak.Bu belki sınıfın kabadayısı Devrim,belki sınıfın ineği Onur(evet bir zamanlar inektim),belki yakışıklısı Yiğit(pek ihtimal vermiyorum) olacak. (Kendimden beklemediğim derecede ciddi gidiyorum hadi hayırlısı...) Lise hayatı hakkında söyleyecek çok şey var tabi.Neler yaşandığı,kimin neler yaptığını anlatabilirim size burada.Ancak itiraf edelim ki,o zaman hiçbirimiz burayı okumazdık.Onun yerine gider,başka bir spacedeki tabu diyaloglarını,bir diğerindeki iğrenç esprileri,ya da diğerindeki romantik bir yazıyı okumak daha işimize gelirdi.O yüzden lafı uzatmadan bu yazıyı burada kapıyorum. Yazıyı son kez okuduğumda çok da ahım şahım bir şey olmadığını gördüm.En azından beni tatmin etmedi fakat 1 kez de olsa benden ciddi bir yazı(nispeten tabi) çıktığını gördüğünüz için teşekkür eder,haftasonu ve izleyen hafta Akçay’da olacağımı belirtir,hepinizi saygıyla selamlarım..Kendinize iyi bakın...Ha bu arada aldığım ve tamamen şu andaki sallamasyon kişiliğime bağlı olarak her hafta bir blog yazıp burayı güncel tutmaya karar verdim.Tabi bu kararı tamamen kendi iki loblu uzvuma bağlı olarak bozabilirim.Tekrar saygılarımla... eyvallah. (Anne çayı koy,blog bitti.) March 18 İngilizce Savaş Tarihi ve Sıdal(dikkat,bu yazı ve içerdiği resim gençlerin zihinsel,fiziksel ve bedensel yönden gelişimini olumsuz etkleyebilir.Yaşlı,18 yaş altı gençler ile kalp hastalarının okuması sakıncalıdır)
Neden Sıdal a kafayı taktım?
Efenim bu sorunun cevabı aslında onun bana kafayı takmış olması olabilir.Şimdi öncelikle Sıdal kimdir,önce ondan biraz bahsedelim. Sıdal Acar bizim okulumuzda ingilizce öğretmenliği kavramını türkçedeki bazı kelimelerle pekiştiren bunuda amerikalılarda böyle kullanıyor diyerek, bilinçaltımıza yerleştirmeye çalışan yarasa görünümlü, kuş gripli,yarınlarının umut olması için beyin ameliyatı ile beyin takılması gereken bir şahsiyettir. Yaptığı eylemler anlatılmaz yaşanır türdendir. Eğer Mrs.Acar ın bir dersine girerseniz ''ama enough ya'',''ı had a duş'',''ama class bi be silent'' gibi cümlelerle karşılaşma olasılığınız gerçekten yüksektir.Bütün bu TDK ve British Council ortak yapımı cümlelerin yanında bir kelime vardır ki,iki kelimelik bir cümlede 3 kere kullandığına şahit olabilirsiniz:''Bayağı'' Bu ''bayağı'' kelimesini bayağı sık kullanan sıdal hocamız,bayağı sıkar bi süre sonra ve bayağı bayağı öldürmek istersiniz artık.Eğer işi gırgır olarak alırsanız da bayağı gülersiniz. Sıdalın dersinde olan bir başka olayda,sınıfın kapısının sık sık açılması(malum kişiler tarafından =) ışıl anladın sen)ve ders esnasında yaşanan tebeşir savaşlarıdır. Savaş tarihi olarak ele alırsak iki bölüm olarak görüyoruz bu savaşları: 1.TEBEŞİR MEYDAN MUHAREBESİ Normal bir dersti.Tahtayı silmek için kalkan 5 6 kişi aşağıda kantinde bir masayı işgal etmiş,hoca da onları ellerini yıkıyor sanıyordu. Her şey karşı sıralardan gelen ve keşif amaçlı ağır tahribata yol açan,1.5 cm çaplı beyaz tebeşirlerin kullanıldığı öncü ateşiyle başladı. Pencere Kenarı Alayının kumandanı Murat Korkmaz Paşa nın önderliğindeki 1.hücum taburu sadece 4 kişiden oluşuyordu. Duvar Dibi Alayı muhafız birlikleri kumandanı Mansur Paşa ise hazırlıksız yakalanılan bu saldırıyı geri püskürtmek için gerekli cephane ve deftere sahip değildi.Öyleki Murat paşanın askerlerinin attığı tebeşirler ağır hasara yol açmadan tutuluyor,aynen geri atılmaya çalışılıyordu. Büyük gayret ve insanüstü çaba ile saldırıyı geri püskürtmeye çalışan Mansur paşa ve askerleri başarılı olmuş,saldırı çok fazla zaiyat verilmeden sadece iki şiş alın ve sulanmış bir gözle atlatıldı. 2.TEBEŞİR MEYDAN MUHABERESİ İlk savaşın verdiği hasarı kısa sürede atlatan Duvar Dibi Alayı muhafız birlikleri,derste Fatma Besci Hanımzadelerinden elde ettikleri cephaneyle ilk savaşın öcünü almak için zile beş dakika kala taarruza geçtiler. Karşılıklı atılan topçu ateşleri sonucunda büyük zaiyat veren Murat Paşa ve Bölüğü geri çekilmek zorunda kaldı. Sonuç Mansur Paşa lehine dönecekken son anda OrtaSıraKarargah Destek bölüğü Murat Paşa ve askerlerine yardım edince,savaşı tarafsız bir gözle izleyen Abdullah Molla Efendi kafasına aldığı ağır darbeler ile isyan bayrağını çekti,ve bu Pencere Kenarı Alayı'nda iç karışıklıklara yol açtı. Savaş Mansur Paşa ve askerlerinin zaferiyle son buldu. NOT:Bu savaşlar Sıdal Hoca'nın arkasını döndüğü anlarda yapılmış olup,3-5 tebeşir ona isabet etsede o farketmemiştir. October 31 Bir Apo Vardı -kahraman türk öğrencileri ve sayın abdullah hocamıza ithafen-
Bir Apo vardı Haydarpaşada,
Sırtında takım elbise,
Dikilirdi kapıda.
Öğrenci bilmezki Apo bir aslan,
Kendisi onun avı:Bir ceylan!
Saclar mı uzun,ADIN KAÇ
Gömlek mi dışarda HEMEN KAÇ!
Nerde ıssız bir koridor,APO orda,
Nerde sessiz bir küfür,APO orda,
Ve nerde kravatsız bir öğrenci,APO orda....
İkinci kat olmuş harp yeri,
Kapısının önünde öğrenci sesleri,
SEN GİT ANAY GELSİN nidaları,
Yeri göğü inletmeli!
Bir Apo vardı Haydarpaşada,
Elinde bir kağıt,
Sorardı numaraları,
Öğrenci hemen bir numara uydurmalı,
Yoksa iş fena,hemen yeni okul aramalı..
Dediler mi Apo geliyor,
Kalp bir sıkışır şöyle,
Çıkarılır kazak t-shirt ne varsa,
Ve yolu gözlenir onun,
Sırf bir amaç uğruna!
Amaç nedir ki bu fani dünyada;
Apo belirir mi hiç rüyada,
Belirir ama değil rüyada;anca bir kabusta!
Bir Apo vardı haydarpaşada,
Önce şöyle bir bakardı ve sonra haykırırdı:
Öğrenci misin sen be,istemiyosan aldır kaydını....
Aman Abdullah Hoca,
Olur mu hiç öyle temenni,
Bu öğrenciler terk-i diyar eder mi,
Hiç kravatsız gezer mi,
Gömlek de neymiş be hocam,
Bu okul sensiz çekilir mi?!....
ONUR ERKAN.....(01-11-2005)
August 30 BİR GARİP ONUR Efendim,bendeniz Onur Erkan.Haydarpaşa Anadolu
Lisesi ne giden bir garip öğrenciyim.Ümraniye,cakmakda
oturuyorum.saolsun burası istanbulun varoşları diye ün yapmış bir
yerdir.Fekaattttt,şunu bilin ki herkes öyle değil. Neyse,resmiyeti bi köşeye bırakalım.Bu benim gittiğim HPAL(okulumun kısaltması oluyo)son derece enteresan bir lisedir.Şöyleki,bu lisede geçirdiğim ilk yıl o kadar sıradandı ki...cok sıkıcıydı yani.ancak,araya yaz tatili girince insan bilinmez bir şekilde bu liseyi özlüyo,anlamadım gitti.okulumuz müdürü sayın kenan sürbahan son derece enteresan bir kişiliktir.karikatür gibi bir adam olan müdürümüzün,uzaylılarca yönetildiğini düşünüyorum.nedeni ise her törene eğitim ordusunun neferleri diye başlar ve hiç kağıt ve yazılı metin kullanmadan yarım saat nutuk atabilir.robot gibi yani.ama ben severim ben bu zat-ı muhteremi.ve gelelim asıl HPAL ı HPAL yapan kişiye.tabi ki abdullah hoca.okulumuzun müdür yardımcısı olan bu zat,nedense müdürden daha etkilidir.aslında ben abdullah hocanın müdürümüzü yöneten uzaylıların baş komutanı olduğunu sanıyorum. bizim abdullah hoca okulaa ilk başlayanlar için,tam bir kabustur.fakat zamanla bu kabusluk durumundan kurtulup adeta bir cem yılmaza dönüşür.abdullah hocanın yaşam felesefesine göre,her öğrenci ceketiyle doğmuş ve onunla ölecektir.bir tenefüste,pencerelerden sağanak sağanak yağan ceketler hala gözümün önünden gitmez.ayrıca yine abdullah hocanın bir huyu,öğrenciye(psikolojik baskı kurabilmek için sanırım)adın kaç? diye sormasıdır.işte HPAL böyle bir lise. okuduğum hzr-F sınıfı ise,diğer sınıfların gözünde ASOSYAL bir yapıya sahiptir.halt etmiş onlar.bizim sınıfta her tenefüste değişik olaylar olur.En olmadı sinan ve bendeniz,iğrenç espri maratonunu başlatırız ve sadece kendimiz güleriz.. neyseee....işte benim hayat böyle..cok uzun yazdım,uzunca bir süre bu blogu güncelliceemi sanmıyorum.artık bunu okuyun napiim? 10ur ERKAN _______________________________________________________________________________________________________ ![]()
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|